<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kurcalama</title>
	<atom:link href="http://www.kurcalama.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kurcalama.com</link>
	<description>adına inat herşeyi kurcalamak serbest</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Jan 2009 12:03:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>zebra mı yumurtadan, yumurta mı zebradan</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/12/29/zebra-mi-yumurtadan-yumurta-mi-zebradan/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/12/29/zebra-mi-yumurtadan-yumurta-mi-zebradan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Dec 2008 09:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ebo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanatı Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/12/29/zebra-mi-yumurtadan-yumurta-mi-zebradan/</guid>
		<description><![CDATA[Meşhur yumurtalı tavuklu sorumuz bir bakıma zebralar için de geçerli : Acaba zebralar beyaz renkli olup siyah çizgili midir, yoksa siyah renkli olup beyaz çizgili midir ? Zebralar günümüzde sahip oldukları çizgili pijamalarını milyonlarca yıl süren bir evrim sonucu geliştirmişler. Zebranın siyah beyaz pijamasının onu nasıl kamufle edebildiği sorunsalını (!) kurcalamadan önce, zebra deyince akla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meşhur yumurtalı tavuklu sorumuz bir bakıma zebralar için de geçerli :</p>
<p>Acaba zebralar beyaz renkli olup siyah çizgili midir, yoksa siyah renkli olup beyaz çizgili midir ?<br />
Zebralar günümüzde sahip oldukları çizgili pijamalarını milyonlarca yıl süren bir evrim sonucu geliştirmişler. Zebranın siyah beyaz pijamasının onu nasıl kamufle edebildiği sorunsalını (!) kurcalamadan önce, zebra deyince akla ilk gelebilecek soruyu soralım. Zebra beyaz tenli olup siyah çizgili bir kıyafet mi giymiştir, yoksa kendisi aslında çukulata renkli olup beyaz çizgili bir pijamaya mı sahiptir&#8230;</p>
<div id="attachment_527" class="wp-caption alignleft" style="width: 410px"><img src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/12/zebra-camo.jpg" title="zebra-camo" width="400" height="272" class="size-full wp-image-527" /><p class="wp-caption-text">zebra</p></div>
<p> Her zebranın deseni kendine özgüdür, birbirinden farklıdır. </p>
<p>Buradaki desen farkı kalıtsaldır. Yani seçici pigmentasyondan söz edilebilir. Deriye rengini veren pigmentler, melanosit hücrelerinden oluşur. Hangi melanositlerin zebraya pigmentini vereceği belirli kimyasal uyaranlarla iletilir. Bu çizgili şablonun hangi aşamada başladığı tam olarak bilinmese de bebeğin embriyonik döneminde geliştiği tahmin edilmekte.</p>
<p>Peki zebra ne renktir ?</p>
<p> Bu konuda bir araştırma yapıldığında pek çok önerinin ortaya atıldığı görülecektir. Ancak zoologların genel görüşü, zebranın &#8220;<strong>siyah derili bir hayvan olup beyaz çizgiler taşıdığı</strong>&#8220;dır.</p>
<p>Konuyu biraz derinlemesine düşündüğümüzde gerçekten mantıklı olan da budur. Çünkü çizgili şablon, aktif pigmentler (siyah) ve tutulan pigmentler&#8217;den (beyaz) oluşmaktadır. Yani derinin rengi siyahtır, beyaz yerler ise pigmentasyonun (boyamanın) gerçekleşmediği yerlerdir. Yani zebranın tüylerini traş edecek olursak altında siyah bir derinin bulunduğunu görürüz.    </p>
<p>Gelelim çizgili pijamanın zebrayı nasıl koruduğuna, kamufle olmasına nasıl katkıda bulunduğuna :<br />
<img src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/12/gp1006l1.jpg" alt="gp1006l1" title="gp1006l1" width="442" height="299" class="aligncenter size-full wp-image-532" /></p>
<p>Yaban hayatını gösteren pek çok belgeselde aslanın pençleleriyle bir zebranın sırtından asılıp, boğazından yakalayıp öldürdüğüne şahit olduğumuzda zavallı zebraya en fazla birkaç saniye için olsa da acır, sonra da bunun doğanın bir kanunu olduğunu hatırlar ve unutur geçeriz, ancak doğanın bu kanunundan çizgili pijaması sayesinde yırtan zebralara ne demeli ?</p>
<p>Her ne kadar bize yeşil çimenler arasında siyah-beyaz çizgili bir hayvanın saklanmasının mantığını anlamak zor olsa da bu çizgiler bir evrim harikası. Aslında zebranın siyah-beyaz, çimenlerin yeşil ya da sarı olması farketmiyor, çünkü zebranın baş düşmanı aslan <strong>renk körüdür</strong>. Dolayısıyla bu düşmandan saklanırken önemli olan şablonun rengi değil <strong>çizgilerdir</strong>. Yani aslan, uzun yeşil bir bitki örtüsünün içinde hareketsiz duran bir zebrayı, gözden kaçırabilir. </p>
<p><div id="attachment_530" class="wp-caption alignright" style="width: 248px"><img src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/12/squarespiral.gif" alt="tam ortaya bakınız ve şaşı olunuz" title="squarespiral" width="238" height="242" class="size-full wp-image-530" /><p class="wp-caption-text">tam ortaya bakınız ve şaşı olunuz</p></div><br />
Ancak çizgilerin asıl işlevi zebralar sürü halindeyken ortaya çıkmakta: Zebralar toplu halde yaşarlar ve otlamak için gerekirse yine toplu halde 500 km. yol katederler. Sürü halinde duran zebraların çizgili deseni birbirine karışmakta, dolayısıyla renk körü aslan birsürü çizgili zebra değil, yumak halinde çizgili bir yığın görmektedir. </p>
<p>Bunların içinde tek bir zebrayı ayırdedemediği için de bir saldırı planı geliştirmememekte, hatta hangi zebranın ne tarafa hareket ettiğini bile gözlemleyememektedir. Dolayısıyla sürüdeki küçük ve zayıf zebraları ayırdetmesi de güçleşmektedir.</p>
<p>Zebraların aslanları zorlayan bu şablonları, kendi aralarında bir sorun oluşturmaz; her zebranın deseni ayrıdır ama, zebra bildiği desen şablonundan kendi sürüsünü bile ayırdedebilir.    </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/12/29/zebra-mi-yumurtadan-yumurta-mi-zebradan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigarayı nasıl bırak(ama)dım!</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/02/15/sigarayi-nasil-birakamadim/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/02/15/sigarayi-nasil-birakamadim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 19:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şikayet Ettiklerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/02/15/sigarayi-nasil-birakamadim/</guid>
		<description><![CDATA[Aması falan yok, bırakdım demek isterdim ama henüz tam beceremedim. Buraya ayrı sayfa açmamın sebebi de, sözümden dönüp kendimi rezil etmemek için herşeyi yazılı hale getirip mecburen bırakırım diye düşünmem. Önce biraz ön bilgi. Yaş: 45, Boy: 1.80 cm. Kilo: 112 kg. Tiryakilik: Günde 3 paket x 27 yıl. Bu meretle tam 27 yıldır iyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aması falan yok, bırakdım demek isterdim ama henüz tam beceremedim. Buraya ayrı sayfa açmamın sebebi de, sözümden dönüp kendimi rezil etmemek için herşeyi yazılı hale getirip mecburen bırakırım diye düşünmem. Önce biraz ön bilgi.</p>
<p>Yaş: 45, Boy: 1.80 cm. Kilo: 112 kg. Tiryakilik: Günde 3 paket x 27 yıl.</p>
<p>Bu meretle tam 27 yıldır iyi bir ilişkimiz vardı. İlk defa geçen yıl, boğaz hırıltılarımın artması üzerine prematür bir bırakma denemem olmuştu. Yatmadan niyet edip ancak öğleden sonraya kadar dayanabilmiştim. İçmediğim 7-8 saat sürecinde hayatım bir kabus olmuştu, etrafa boş boş bakıyor, kafam çalışmıyor, sigaradan başka bir şey düşünemiyordum.</p>
<div style="text-align: center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-4119809579333068";
/* 468x60, kurclm */
google_ad_slot = "3881488684";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Ancak niyeti bozup üstüste 3-4 sigaradan sonra normal hayatıma dönmüş ve bir daha denememeye karar vermiştim. Herneyse geçenlerde, tam olarak 7 Şubat gecesi saat 2&#8242;de sigaram bitti ve 3&#8242;e kadar sokağa çıkıp açık bakkal aramaya üşenerek dolandım durdum. Bir taraftan da bağımlılığımın dozu ve bu kadar iradesiz olmak da beni çok rahatsız ediyordu. Uzatmayalım ne olduysa birdenbire sigarayı bırakabileceğime kendimi ikna ettim. Bir şekilde beynimi de şartlamışım ki, bırakma kararını verince içimi bir huzur kapladı ve<span id="more-517"></span> saat 6&#8242;da yatana kadar sigara içme isteğim gelmedi.</p>
<p>8 Şubat 2008: Ertesi sabah zor bir karar vermenin iç huzuruyla ve hemen vazgeçmemek için de eşim, çocuklarım ve iş arkadaşlarıma da durumu anlattım. Herkesden müthiş övgüler aldıktan sonra zorluklar başladı tabii. Ama geçen senekinden farklı olarak, muhtemelen kendime yaptığım beyin yıkaması sonucunda ilk günü sigara içmeden çok başarılı bir şekilde atlattım. Zaman zaman gelen nikotin ataklarına da çikolatalı bir çözüm buldum. Magnum&#8217;un yeni çıkan Bitter çikolatasının iddialı ve yoğun kakaosu sigara isteğini bastırıyordu. Akşam daha da zor geçti. Gün içi yediğim koca bir paket magnumdan (sigaradan) sonra yatana dek sürekli bir şeyler yedim.</p>
<p>9 Şubat: 1 günü sigara içmeden geçirdim ya bu bana yetti, hadi dayanayım şu 2. günü de atlatayım dedim ve atlattım. İlkinden daha zor olmakla beraber, daha fazla çikolata ve daha fazla yemekle bu günü de atlattım ama artık midem isyan ediyordu. Bu arada bugün dünya sigara bırakma günüymüş. Bilmeden tam zamanına denk getirmek de bu işde bir hayır var, bu işi beceririm artık diye düşünmeme sebep olmuştu.</p>
<p>10 Şubat: Artık gururla tebrikleri kabul ediyorum. Kendim bile inanmamakla beraber, ben niye daha önce bırakmadım, ne kadar kolaymış diye düşünmeye başladım. Bütün gün, tertemiz bir şekilde ne bir öksürük ne bir burun tıkanıklığı olmadan, sigara içmeyen normal bir insanın neler hissettiğini anlamaya başladım artık. Herşeyin kokusu daha güzel geliyor, yediğim şeylerden daha önce almadığım lezzetler geliyor artık.</p>
<p>11 Şubat: Söylenenlere göre nikotin ihtiyacı 48 saat sonra gidermiş. Sahiden de sigara ihtiyacı duymuyorum artık. Ama 28 yıldır günde 50-60 kere yaptığım rutin, yani sigara paketi açmak, bir sigara yakmak, dumanını üflemek, külünü silkmek, kül tablasını dökmek vs. gibi işleri yapamayınca, günlük el-göz-ağız meşguliyeti yeri doldurulamayan bir sıkıntıya dönüştü. Hiçbir işe konsantre olamıyorum, elimi ayağımı nereye koyacağımı şaşırıyorum, otomatik olarak elim sigara almak için cebime gidiyor vb. Bir taraftan sigaradan kurtuldum diye sevinirken bir taraftan da bu işin üstesinden nasıl geleceğim diye kara kara düşünmeye başlıyorum. Ayrıca bugün ilk defa, ofiste sigara içen bir arkadaşın dumanı çok uzaktan gelmesine rağmen midemi bulandırdı. Sigara içmeyenlerin, sigara dumanından neden bu kadar çok rahatsız olduklarını ilk defa anladım. Sigara içerken gelen tattan çok farklı, gerçekten de çok rahatsız edici birşeymiş.</p>
<p>12 Şubat: Artık 4 gün sigara içmeden durmuş, dumanından bile rahatsız olmaya başlamış ve bundan sonra da sigara içmem diye düşünüyordum. Tabii bu arada sigaranın yerine koyduğum abur cubur sonucu 2-3 kg almıştım ve fakat hala can sıkıntısını giderememiştim.Sigarayı bırakanların tipik hareketi kabak çekirdeği ve ayçekirdeğini denemeye karar verdim. Yarım saat sonra baktım bu iş olmayacak. Çıkıp yürümek, arada derin nefes alıp vermek de işe yarıyordu. Tam 1 km falan yürüyüp gelmiştim ki ofiste o berbat sigara dumanı beni mahvetti. Aradan 1 saat geçmesine rağmen o koku hafızamdan gitmedi. Baktım olmayacak, 1 tane yakayım bari dedim. 1 taneden birşey olmaz dedim ve sahiden de bir şey olmadı, zaten eski tadını da alamadım.</p>
<p>13 Şubat: Dünkü 1 sigaradan bir şey çıkmadı ve bugünü de kazasız atlatıyordum ki gene o kötü sigara kokusu aklımı başımdan aldı, haydi 1 tane daha içiyim bari dedim ve 6. günümü de 1 sigarayla atlattım.</p>
<p>14 Şubat: Son iki gündür günde tek sigara fikri hoşuma gitmeye başladı. Zaten günde 3-5 sigara içmenin kimseye bir zararı olmaz, hem kendimi sigara içmeme düşüncesinden kurtarmış olurum diyerek bugün daha serbest davrandım. Ayrıca kendimi strese soktukça daha fazla yemeye yönelmem sonucu 3 kg almıştım, hiç olmazsa daha az yerim diye düşündüm ve hayatımın hatasını yapıp bir paket sigara satın aldım. Sonuç: sigara pakette durduğu gibi durmuyor ve şu anda bugünün 11. sigarasını içiyorum. Amacım en kısa sürede paketi bitirip, tekrar sigarayı bırakmak. Tabii bu kadar şeyi yazmamın sebebine gelirsek, en azından bırakmaya çalışanlara bir faydam olsun, kendilerini kandırmasınlar diye yol göstermek ve ayrıca daha önce bırakmayı deneyenlerden de bir kaç iyi öneri alabilirsek belki hepimize faydası olur diye düşünmem. En önemlisi de bunu yazılı yaparak, irademi zorlamak ve yaşadıklarımı paylaşmak. Tamamen bırakana dek buradan kendi tecrübemi aktarmak ve kendimi bir çeşit taahhüte sokmak istiyorum. Becerebildiğim ölçüde her gün yazmaya çalışacağım. Bunu becerebilirsem sırada kilo verme sayfası olacak çünkü 115 kg oldum ve artık zor yürüyorum, sigara mı yoksa şişmanlık mı daha zararlı diye ciddi ciddi düşünmeye başladım&#8230;</p>
<p>15 Şubat: Dünkü macerayı 14 sigarayla atlattım. Sahiden sigara pakette durduğu gibi durmuyormuş. Bugün de öğlene kadar pakette kalan sigaraları bitireyim de rahatlayım diyerek hemen bitirdim. 3-4 saatlik bir moladan sonra nikotini alan vücut kaşınmaya başladı. Baktım olacak gibi değil gittim bir paket daha aldım. Artık kendimi en azından 4 gün ciğerlerim dinlendi diye avutuyorum. Utanarak yazıyorum ama bugünkü sigara sayım 20 oldu. Yarın tekrar azaltmayı deneyeceğim. Başarırsam hemen sevinerek buraya yazacağım, beceremezsem 1-2 gün sesim çıkmaz herhalde&#8230;</p>
<p>16 Şubat: Ben bu işi beceremeyeceğim galiba. Bugün de 16 sigara içtim.</p>
<p>17 Şubat: Düne göre daha iyi, sadce 14 sigaracık&#8230; Üstelik 16 sı akşam 7&#8242;den 17 si öğlen 1&#8242;e kadar hiç içmedim ama gene de azıcık bıraksam hemen 2-3 paket içecek gibiyim.</p>
<p>18 Şubat: Bugün de 20 sigarayı buldum aslında yazacak birşey de yok. Ne güzel 4-5 gün hiç içmemiştim, 1 taneden birşey olmaz deyip başlayınca gerisi geldi.  Tabii hala kendimi günde 60 sigaradan 15-20 lere düştüm, aslında fena değil diye kandırabilirim ama bir anlamı yok, yarın hemen 2-3 pakete dönüşebilir. Yine de bırakmayı denemek bile iyi, şimdi sigaradan eskisi kadar hoşlanmıyorum, dilimde acı bir tat bırakıyor, etraftaki pis kokuyu daha iyi algılıyorum, belki bahara doğru bir bırakma denemem daha olabilir. Bugün bir yerde okudum. Sigara içenlerin %70 i bırakmak istermiş bunun da ancak %7 si bırakabilirmiş. Başarılı olanlar da ilkinde bırakamasalar bile defalarca deneyip 3. veya 4. denemelerinde bu işi becerebilmişler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/02/15/sigarayi-nasil-birakamadim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fibonacci sayıları &#8211; I</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/01/28/fibonacci-sayilari-i/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/01/28/fibonacci-sayilari-i/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 12:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sayıları Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/01/28/fibonacci-sayilari-i/</guid>
		<description><![CDATA[1175 yılında Pisa’da doğan Italyan matematikçi Leonardo Fibonacci aslında hiçbirşeyin mucidi olmamakla beraber, bir tür gizemli sayı serisine ismini vermiştir. Babasının görevi için şimdiki Cezayir’de bulunduğu sırada Araplardan öğrendiği matematik konularını bir kitapta toplayarak, günümüzde kullanılan Hint-Arap sayı sistemini Avrupa’ya tanıtan kimsedir. Bize şimdi garip gelmesine rağmen 12-13.yüzyıl Avrupasında 0 “sıfır” bilinmiyordu ve Romen rakamları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1175 yılında Pisa’da doğan Italyan matematikçi Leonardo Fibonacci aslında hiçbirşeyin mucidi olmamakla beraber, bir tür gizemli <a href="http://www.kurcalama.com/category/sayilari-kurcalayalim/">sayı</a> serisine ismini vermiştir. Babasının görevi için şimdiki Cezayir’de bulunduğu sırada Araplardan öğrendiği matematik konularını bir kitapta toplayarak, günümüzde kullanılan Hint-Arap sayı sistemini Avrupa’ya tanıtan kimsedir.</p>
<div style="text-align: center"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-4119809579333068";
/* 468x60, kurclm */
google_ad_slot = "3881488684";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></div>
<p>Bize şimdi garip gelmesine rağmen 12-13.yüzyıl Avrupasında 0 “sıfır” bilinmiyordu ve Romen rakamları kullanılıyordu. Ondalık sisteme ve 0-9 arası sayıların pratikliğine alışan Fibonacci yazdığı “Hesaplama Kitabı”yla Hintlilerin ve daha sonra Arapların yüzyıllardır kullandığı sistemi Avrupaya ilk tanıtan kişidir. Ayrıca bu sayılarla nasıl muhasebe tutulacağını, temel matematik işlemlerini, ağırlık ve diğer ölçümlerin nasıl hesaplanacağını, faiz hesaplarını, para değiş tokuşu vs örneklerle anlatarak Avrupa’da matematiğin gelişmesinin temellerini atmıştır.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>SORU</strong> (1200 yılında Fibonacci’nin çözdüğü problem):</p>
<p class="MsoNormal">1 erkek ve 1 dişi tavşanı bir tarlaya bırakırsak 1 yıl sonra kaç tavşan olur?<span id="more-514"></span></p>
<p class="MsoNormal">Ek bilgi: Tavşanlar 1 aylıkken çiftleşip, 2. ayın sonunda yavrulayabiliyor. Baştaki tavşanların ölmediğini ve 2.aydan başlayarak her ay 1 dişi 1 erkek yavruladıklarını varsayıyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Fibonacci bu soruyu çözmüş ve aslında 2.yy da Hintlilerin bilip kullandığı ama Avrupa’ya o tanıttığı için adıyla anılan <strong><em>Fibonacci Sayıları </em></strong>terimi  doğmuştur<strong><em>.</em></strong><em> </em>Bu öyle bir seri ki,<em> </em>bu yazıyı okuyup linkleri de kurcalayınca neredeyse doğanın düzeni buymuş diye hayretler içinde kalacaksınız. Çünkü tavşanlardan, çiçeklere, Pi sayısından borsanın iniş çıkışına, ayçekirdeklerinin ayçiçeğindeki dizilişinden devletlerin yükseliş ve çöküşlerine kadar heryerde ve herşeyde bu seriyi göreceksiniz.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Fibonacci sayıları<br />
</strong>
</p>
<p class="MsoNormal">0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">Yukarıda gördüğünüz ardışık sayılar sistemi oluşturuyor. Her bir sayı bir öncekiylr toplanarak sayı sistemini oluşturuyorlar. 0+1=1; 1+1=2; 1+2=3; 2+3=5; 3+5=8; 5+8=13 vb.</p>
<p class="MsoNormal">Bunun örneklerini II.yazıda vereceğim. Şimdi buradan her sayıyı bir öncekine bölerek başka türlü bir seri daha çıkartalım. &#8230;3/2= 1,5; 5/3= 1,666; 8/5= 1,6; 13/8= 1,625; 21/13=1,6153 vb. şeklinde devam ettiğimizde sonunda <strong>altın oran</strong> ya da <strong>altın sayı</strong> denilen 1,618034 sayısına ulaşırız.  10’a böldüğümüzde ise karşımıza Pi sayısı çıkıyor: 0,618034.</p>
<p class="MsoNormal">II.yazıyla devam edecek&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">Bu arada tavşanların sayı serisi şöyle oluyor:</p>
<p class="MsoNormal"><img id="image513" alt="Fibonacci tavÅ�anlarÄ±.JPG" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/01/Fibonacci%20tav%C5%9Fanlar%C4%B1.JPG" /></p>
<p class="MsoNormal">resim kaynağı <a href="http://www.mcs.surrey.ac.uk/Personal/R.Knott/Fibonacci/fibnat.html#rabeecow">burada</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/01/28/fibonacci-sayilari-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domatesin çekirdeği kırmızı&#8230;</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/01/20/domatesin-cekirdegi-kirmizi/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/01/20/domatesin-cekirdegi-kirmizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jan 2008 18:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gıdaları Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/01/20/domatesin-cekirdegi-kirmizi/</guid>
		<description><![CDATA[Bugün yokluğunu düşünemiyeceğimiz gıdaların en başta gelenlerinden domatesin tarihi aslında çok yeni, 1850 lerde Sultan Abdülmecid tarafından getirilmiş ama sofralara gelişi 1960 ları bulmuş. 1970’de 2 milyon ton ürettiğimiz domatesi çok sevmiş olmalıyız ki 1985’deki 4 milyon tonluk üretim şimdilerde 10 milyon tona çıkarak, Çin (36 m.t.) ve ABD (13 m.t.) nin ardından dünyanın 3. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün yokluğunu düşünemiyeceğimiz gıdaların en başta gelenlerinden domatesin tarihi aslında çok yeni, 1850 lerde Sultan Abdülmecid tarafından getirilmiş ama sofralara gelişi 1960 ları bulmuş. 1970’de 2 milyon ton ürettiğimiz domatesi çok sevmiş olmalıyız ki 1985’deki 4 milyon tonluk üretim şimdilerde 10 milyon tona çıkarak, Çin (36 m.t.) ve ABD (13 m.t.) nin ardından dünyanın 3. büyük üreticisi olmuşuz. FAO 2005 verilerine göre, günlük kişi başı tüketimde Yunanistan 1., Mısır 2. ve Türkiye de 3. durumda.</p>
<div style="text-align: center"></div>
<div style="text-align: center"><img id="image512" alt="domat.JPG" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/01/domat.JPG" /></div>
<p>Meksika ve Peru’da yüzyıllardır bilinen domates Amerika’yı keşfe giden Ispanyollar tarafından dünyaya 16.yy da tanıtılmış. İlk başlarda zehirli sanıldığı için pek dikkate alan olmamış (aslında meyvası hariç bitki zehirlidir). <span id="more-506"></span>Başlarda afrodizyak etkisi olduğu iddia edilmiş hatta Fransızlar “pommes d’amour” (aşk elması) diyerek şifa niyetine yemişlerdir.</p>
<p>Domates kelimesinin kökeni de Azteklerin verdiği isim olan tomatl’dan gelmektedir. Ispanyollar tomate demiş,İngilizler de hem daha önceki potato (patates) ile kafiye olsun diye hem de ispanyolca olan her şeye bir “o” taktıkları için tomato demişler. Ülkemizde ise Fransız etkisiyle başta Avrupa elması veya Firenk denmiş. Türk Dil Kurumu domates kelimesinin Rumcadan geçtiğini söylese de, ben sonradan aynı mantıkla patatese uysun diye domates dendiğini düşünüyorum.<br />
Avrupa’da 1800’lerde yaygınlaşan domates, ABD’de ancak 1900’lerden sonra tutulmaya başlanmış ve günümüzde, en çok tüketilen sebzeler arasında patatesten sonra 2. sırayı almışdır. Konserve çorba, ketçap ve diğer formlarıyla ortalama bir Amerikalının yıllık kişi başı 24 ton olan işlenmiş sebze tüketiminin 10 kg.ı domatese aittir.  Domatesin sınıflandırılmasıyla ilgili ilginç bir not da şöyle: Amerikan Kongresi 1883’de ithal edilen sebzelere % 10 luk gümrük vergisi koymuş. Domatesin bu kapsamdan çıkarılmasını isteyen bir ithalatçı da dava açarak domatesin Botanik biliminde bir meyva olduğunu ve vergi dışı kalması gerektiğini anlatmış. Ama mahkeme, bilimsel olarak domatesin bir meyva olduğunu kabul etmekle beraber yeniliş şeklinin meyvalar gibi yemekten sonra değil de ya yemeğin içinde ya da salata olarak tüketildiğini göz önüne alarak domatesi sebze olarak ilan edip davayı reddetmiş.<br />
Domatesin besin değerlerine gelirsek anti oksidan özelliğiyle bugünlerde herkesin dilinde ama günlük C vitamini ihtiyacının yarısının orta boy bir domatesten elde edilebilmesi de iyi bir şey, ayrıca domatese kırmızı rengini veren lekopenin erkeklerde prostat kanseri riskini 1/3 oranında azalttığı araştırmalarla kanıtlanmış durumda.  Konuyu kurcalarken bir şey daha öğrendim. Ketçap kelimesinin Amerikalılar tarafından uydurulduğunu sanıyordum. Ketchup, cetchup ve catsup da denilen sözcüğün aslının , 1700 lerde tüccar gemileriyle İngiltere’ye getirilen Çin balık sosuna verilen Çince isimden geçtiği sanılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/01/20/domatesin-cekirdegi-kirmizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzayda yaşamın bilinmeyenleri</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/uzayda-yasamin-bilinmeyenleri/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/uzayda-yasamin-bilinmeyenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2008 03:26:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgimizi Kurcalayalım]]></category>
		<category><![CDATA[Keşifleri Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/01/15/uzayda-yasamin-bilinmeyenleri/</guid>
		<description><![CDATA[Herhalde istisnasız herkes uzaya çıkıp şöyle dünyaya bir uzaktan bakmak ister, bir sürü çocuk da büyüyünce astronot olmak ister. Meğer astronotlar neler çekiyormuş da haberimiz yokmuş. İşte bazı ilginç bilgiler: * Yerçekimi olmayınca tüm vücut sıvıları yukarıya doğru çıkar, surat pofuduk bir hal alır, kemikler kalsiyum kaybeder bu da böbrek taşı oluşumuna neden olur. * [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herhalde istisnasız herkes uzaya çıkıp şöyle dünyaya bir uzaktan bakmak ister, bir sürü çocuk da büyüyünce astronot olmak ister. Meğer astronotlar neler çekiyormuş da haberimiz yokmuş. İşte bazı ilginç bilgiler:</p>
<p>* Yerçekimi olmayınca tüm vücut sıvıları yukarıya doğru çıkar, surat pofuduk bir hal alır, kemikler kalsiyum kaybeder bu da böbrek taşı oluşumuna neden olur.</p>
<p>* Bağırsaklar çok yavaş çalışır, kabızlık kaçınılmazdır, kalp büzüşür ama en ilginci omurgada azalan basınç sayesinde astronotların boyu 5 cm kadar uzar.</p>
<div style="text-align: center"><img src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/01/astronot-1.jpg" /></div>
<p>*Dünyada horlayan astronotlar uzayda ses çıkarmadan uyur ama derin uyku bir hayaldir, güneş günde 16 kere doğarsa gelin de <span id="more-503"></span>uyuyun bakalım.</p>
<p>*NASA bir ara uzay giysilerinin içine bir tür tuvalet yapmakla uğraşmış ama pratik olmadığı için gene çocuk bezine dönmüşler.</p>
<p>*Uzaydan dönen astronotlar dünyaya indiklerinde el ve ayaklarını oynatmayı beceremeyip, hem o yüzden hem de mecaz ve gerçek olarak &#8220;dünyaya ikinci kere geldim&#8221; derlermiş. Ama astronotların dünyaya geldikten sonra en şikayet ettikleri şey nesneleri ellerinden bırakmalarıymış. Çünkü bırakınca kırılıyorlarmış. <img src='http://www.kurcalama.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>*Astronotlara göre en iyisi uzayda kalmakmış. Çünkü şimdiye kadar 18 kişi ya uzaya çıkarken ya da dünyaya inerken ölmüş ama uzayda iken ölen yokmuş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/uzayda-yasamin-bilinmeyenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Katkı maddelerinin olumsuz katkısı</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/katki-maddelerinin-olumsuz-katkisi/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/katki-maddelerinin-olumsuz-katkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2008 02:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gıdaları Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2008/01/15/katki-maddelerinin-olumsuz-katkisi/</guid>
		<description><![CDATA[Katkı maddeleri çocukları olumsuz etkiler mi? İngiliz tıp dergisi Lancet&#8217;te yayımlanan bir çalışmaya göre evet, etkiler. Southampton Üniversitesinden bir araştırma ekibi 3 yaşında 153 çocuk ve 8-9 yaşlarında 144 çocuk üzerinde hiperaktivite ölçümleri yapmışlar. Bir gruba 6 hafta boyunca yapay reklendiricili ya da sodyum benzoat koruyuculu meyva suyu verilirken, diğer gruba doğal meyva suyu içirilmiş. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Katkı maddeleri çocukları olumsuz etkiler mi? İngiliz tıp dergisi Lancet&#8217;te yayımlanan bir çalışmaya göre evet, etkiler.<br />
Southampton Üniversitesinden bir araştırma ekibi 3 yaşında 153 çocuk ve 8-9 yaşlarında 144 çocuk üzerinde hiperaktivite ölçümleri yapmışlar. Bir gruba 6 hafta boyunca yapay reklendiricili ya da sodyum benzoat koruyuculu meyva suyu verilirken, diğer gruba<span id="more-500"></span> doğal meyva suyu içirilmiş. Tüm meyva suları aynı renk, tat ve görünümdeymiş.</p>
<div style="text-align: center"><!--adsense--></div>
<p>Daha sonra araştırmacılar okulda çocukları izlemiş ve  çocukların davranışlarına ilişkin ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin  yazdığı raporları analiz etmişler. Büyük çocuklara da bilgisayarda dikkat ölçen testler yapılmış.  Tüm bunların sonuçlarından çocukların hiperaktivite dereceleri  puanlanmış.</p>
<p><img align="right" id="image510" alt="Helal olsun.JPG" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2008/01/Helal%20olsun.JPG" />Genel olarak, katkı maddeli içecekleri içen çocukların hiperaktivite puanları, doğal meyva suyu içen çocuklarınkinin hemen hemen iki katı çıkmış. Sonuçlar hem küçük hem de daha büyük çocuklar için aynı çıkmış. Hatta bazıları diğerlerinden çok daha fazla hiperaktifleşmişler.<br />
Hazır meyva sularını mutlaka okur, üstündeki meyva yüzdelerine bakarım ama en fazla %45 gördüğümü hatırlıyorum. Katkısız olanlarını bulmak da hemen hemen imkansız. En iyisi gene bizim ayran herhalde. Konuyu azıcık kurcalayınca cep telefonunuza kurabileceğiniz bir program olduğunu gördüm. İlgilenenler <a href="http://www.getjar.com/products/8291/HalalGuide">buradan</a> programı indirip hem gıda koduna hem de katkı maddesinin adına göre ayrıntılı bilgi alabiliyormuşsunuz. Ama sanırım programın kıstası ürün bileşenlerinin sağlıklı olup olmaması değil de daha çok helal olup olmaması üzerine. Deneyip uygulayanlar bilgi verirse seviniriz.<br />
Katkı maddelerini daha derinine kurcalayıp birşey yiyip içemez hale gelmek istiyorsanız, pek tavsiye etmemekle beraber <a href="http://www.gidaraporu.com/tehlikeli-katki-maddeleri_g.htm">buraya</a> da bakabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2008/01/15/katki-maddelerinin-olumsuz-katkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arılar hakkında bilmediklerimiz&#8230;</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/05/06/arilar-hakkinda-bilmediklerimiz/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/05/06/arilar-hakkinda-bilmediklerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2007 14:35:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgimizi Kurcalayalım]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanatı Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/05/06/arilar-hakkinda-bilmediklerimiz/</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda esrarengiz şekilde ölen arılardan sonra, bitki döllenmesinin yapılamayacak olması sonucunda pek yakında domates, salatalık, çilek vb. bir sürü sebze meyveyi ancak rüyamızda göreceğiz galiba. Yaşamımızda bu kadar önemli rol oynayan arıları acaba ne kadar tanıyoruz. Gelin Discover Magazine&#8217;de yayınlanan bazı ilginç bilgilere bir göz atalım. * Dünyada 16.000 arı türü yaşamakta, çoğu yalnız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda esrarengiz şekilde ölen arılardan sonra, bitki döllenmesinin yapılamayacak olması sonucunda pek yakında domates, salatalık, çilek vb. bir sürü sebze meyveyi ancak rüyamızda göreceğiz galiba. Yaşamımızda bu kadar önemli rol oynayan arıları acaba ne kadar tanıyoruz. Gelin Discover Magazine&#8217;de yayınlanan bazı ilginç bilgilere bir göz atalım.</p>
<p>* Dünyada 16.000 arı türü yaşamakta, çoğu yalnız yaşayan bu türlerin yalnızca % 5&#8242;i sosyal ve  en yaygın türleri de bildiğimiz bal arısı. Farklı kökenden gelen 3 insanın kavga etmeden duramadığı dünyamızda, 80.000 kadar arı türü de tek bir kovanda huzur içinde koloni oluşturmakta.<span id="more-498"></span></p>
<p>* Erkek arıların tek işlevleri kraliçe arıyla çiftleşmek. Eğer kovanda bir yiyecek kıtlığı olursa, işçi arılar hemen bu tembel damızlıkları kapı dışarı ediyorlar. Ama aslında bu zavallı erkek arılar çiftleştikten hemen sonra karınları parçalanmış bir şekilde ölüyorlar. Çünkü üreme organları  kraliçenin içinde sıkışıp kalarak kopuyor.</p>
<p>* Kraliçe arı ise, pek de zeki olmayan bu ve benzeri bir sürü erkek arıyla çiftleşerek 70 milyondan fazla sperm toplayana dek katliama devam ediyor.</p>
<p>* İşin ilginci 1660&#8242;larda Hollandalı bilim adamı Swammerdam kovandaki büyük arıyı inceleyip, yumurtalığı olduğunu keşfedene dek kraliçe arının Kral olduğu sanılıyordu.</p>
<div style="text-align: center"><img alt="kokuyu alıp anteni diken arılar" title="kokuyu alıp anteni diken arılar" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/05/ar%C4%B1lar.JPG" /></div>
<p>* Avustralyalı bilim adamları arıların insan suratlarını ayırabildiğini keşfetmişler. Arılara siyah beyaz fotoğraflar gösterip, artık nasıl yaptılarsa arıların verdikleri doğru cevapları ödüllendirerek bunu ispat etmişler.  Los Alamos laboratuvarlarında ise arıları bomba tespitinde kullanmak üzere eğitmişler. Birazcık şekerli su ödülüyle bomba yapımında kullanılan maddelerin kokusuna karşı hassaslaşan arıların kokuyu alınca antenlerini havaya diktiklerini tespit etmişler. Bkz.üstteki fotoğraf. Pentagon destekli bomba tespit uzmanı arı yetiştirme çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor.</p>
<p>* Bir arının size doğru yaklaşırken duyduğunuz ve eyvah ayvayı yedik dediğiniz vızıldama sesi dakikada 11.400 kere çırptığı 4 kanatından gelmektedir.  Saatte ortalama 25 km hıza ulaşmak için de bu kadar çabalamaya değer mi diye de düşünmek lazım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/05/06/arilar-hakkinda-bilmediklerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Show&#8217;a yeni fikirler</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/04/17/beyaz-showa-yeni-fikirler/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/04/17/beyaz-showa-yeni-fikirler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 12:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takdire şayan şeyler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/04/17/beyaz-showa-yeni-fikirler/</guid>
		<description><![CDATA[Hepiniz görmüşsünüzdür, Beyaz Show&#8217;da insanlara Helyum gazı verip, incecik bir sesle çocuk gibi konuşturduklarını&#8230; İlk başta ses bantını hızlandırdıklarını sanmıştım ama canlı yayın olduğu aklıma gelince belki ses mikseriyle yapmak mümkündür diye düşünmüştüm. Neyse ki sonradan işin aslını öğrendik. Peki bunun tersine ne dersiniz? Yani ses bantını ağır çalıyormuş gibi olanına&#8230; Bu da havadan 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepiniz görmüşsünüzdür, Beyaz Show&#8217;da insanlara Helyum gazı verip, incecik bir sesle çocuk gibi konuşturduklarını&#8230; İlk başta ses bantını hızlandırdıklarını sanmıştım ama canlı yayın olduğu aklıma gelince belki ses mikseriyle yapmak mümkündür diye düşünmüştüm. Neyse ki sonradan  işin aslını öğrendik. Peki bunun tersine ne dersiniz?  Yani  ses bantını ağır çalıyormuş gibi olanına&#8230; Bu da havadan 6 kat daha ağır olan Sülfür Heksafluorid gazıyla mümkün oluyormuş. İnanmıyorsanız videoyu izleyin ama benim ilgimi çeken asıl şey videonun devamındaki boşlukta duran şey. Biraz yaratıcılıkla SH gazının, çok güzel sihirbazlık numaraları yapma potansiyeline sahip olduğunu göreceksiniz.<br />
<a href="http://www.kurcalama.com/2007/04/17/beyaz-showa-yeni-fikirler/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/04/17/beyaz-showa-yeni-fikirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetenek nerede ?</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/04/14/yetenek-nerede/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/04/14/yetenek-nerede/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2007 17:48:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ebo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takdire şayan şeyler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/04/14/yetenek-nerede/</guid>
		<description><![CDATA[İşbu arkadaş epey yetenekli   Muhtemelen gözlerini birbirine bu kadar ters açılarla hareket  ettirdikten sonra yarım saat ayağa kalkamamıştır. Kalksa da kesin sendelemiştir. Peki bu numarayı nasıl yaptığını bilen var mı?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşbu arkadaş epey yetenekli <img src='http://www.kurcalama.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />   Muhtemelen gözlerini birbirine bu kadar ters açılarla hareket  ettirdikten sonra yarım saat ayağa kalkamamıştır. Kalksa da kesin sendelemiştir. Peki bu numarayı nasıl yaptığını bilen var mı?</p>
<a href="http://www.kurcalama.com/2007/04/14/yetenek-nerede/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/04/14/yetenek-nerede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğu olana ders, olmayana ters düşünceler</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/04/13/cocugu-olana-ders-olmayana-ters-deyisler/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/04/13/cocugu-olana-ders-olmayana-ters-deyisler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2007 18:51:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ebo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Takdire şayan şeyler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/04/13/cocugu-olana-ders-olmayana-ters-deyisler/</guid>
		<description><![CDATA[Evlenmeden önce çocuk yetiştirme üzerine altı teorim vardı. Şimdi altı çocuğum var ve hiç teorim yok! Çocuklardan çok şey öğreniriz. Örneğin ne kadar sabırsız biri olduğumuzu&#8230; (Franklin P. Jones) Çocukların sevgi görmeye ihtiyacı vardır. Özellikle de hak etmedikleri zaman&#8230; (Harold Hulbert) İlk başta anne ve babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne ve babası oluruz. Daha sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evlenmeden önce çocuk yetiştirme üzerine altı teorim vardı. Şimdi altı çocuğum var ve hiç teorim yok!<br />
Çocuklardan çok şey öğreniriz. Örneğin ne kadar sabırsız biri olduğumuzu&#8230; (Franklin P. Jones)<br />
Çocukların sevgi görmeye ihtiyacı vardır. Özellikle de hak etmedikleri zaman&#8230;<br />
(Harold Hulbert)<br />
İlk başta anne ve babalarımızın çocukları, sonra çocuklarımızın anne ve babası oluruz. Daha sonra anne ve babamızın anne ve babası, en sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz. (Milton Greenblatt)<br />
Çocuklar bir şekilde evliliğin devamını sağlarlar. Ve bunun için pek çok yolları vardır. Örneğin o kadar çok talepleri olur ki aileler onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken birbirlerinin hatalarını unuturlar. (Richard Armour)<br />
Eğer bebeğiniz güzel ve mükemmelse; hiç ağlamıyor, huysuzlanmıyorsa, zamanında uyuyor ve her zaman bir melek kadar iyi niyetliyse, siz bir anneannesiniz! (Theresa Bloomingdale)<br />
Bir anne için çocuğunun en sevimli olduğu zaman uyuduğu zamandır. ( Ralph Waldo Emerson)<br />
Çocuklar geleceğe gönderdiğimiz ve asla göremeyeceğimiz mesajlardır. (Anonim)<br />
Çocuk büyütürken evi temiz tutmak, kar hálá yağarken kapının önünü temizlemek gibidir. (Phyllis Diller)<br />
Çocuğunuzun büyüdüğünü nereden anlarsınız? Size soru sormayı keserler ve tabii nereye gittiklerini söylemeyi de&#8230; ( P.J. O&#8217;Rourke)<br />
&#8216;Bebek gibi uyuyor&#8217; diyenlerin muhtemelen hiç çocukları olmamıştır. (Leo J. Burke)<br />
Bir çocuğa önce konuşmayı öğretirsiniz, sonra da susmayı&#8230; (Prochnow)</p>
<p><img align="bottom" alt="afacanlar" title="afacanlar" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/04/Josh_20and_20Scott_20Baby_20Pictures.jpg" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/04/13/cocugu-olana-ders-olmayana-ters-deyisler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başkenti olmamak nasıl bir his acaba</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/04/12/baskenti-olmamak-nasil-bir-his-acaba/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/04/12/baskenti-olmamak-nasil-bir-his-acaba/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2007 11:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ebo</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgimizi Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/04/12/baskenti-olmamak-nasil-bir-his-acaba/</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada başkenti olmayan ülke de var deseler dünyada inanmazdım, bu günleri de görecekmişiz demek ki. Avustralyanın kuzeydoğusundaki dünyanın en küçük ada devleti Nauru&#8217;nun başkenti yok , çünkü sadece bir kenti var : Nauru (şehrin adının böyle olması pek şaşırtıcı değil sanırım). Ancak Nauru kenti kayıtlarda başkent olarak da geçmiyor. Adanın toplam nüfusu 13.048 Zamanında ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada başkenti olmayan ülke de var deseler dünyada inanmazdım, bu günleri de görecekmişiz demek ki. <img width="191" height="158" align="right" alt="location nauru" title="location nauru" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/04/LocationNauru.png" /></p>
<p>Avustralyanın kuzeydoğusundaki dünyanın en küçük ada devleti Nauru&#8217;nun başkenti yok , çünkü sadece bir kenti var : Nauru (şehrin adının böyle olması pek şaşırtıcı değil sanırım). Ancak Nauru kenti kayıtlarda başkent olarak da geçmiyor. Adanın toplam nüfusu 13.048<br />
Zamanında ana geçim kaynağı fosfat madenciliği imiş ve 1888&#8242;de Almanlar burayı sömürmeye başlamış, onlardan sömürü bayrağını <img align="left" title="satelite" alt="satelite" src="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/04/230px-Nauru_satellite.jpg" />  sırasıyla İngiltere ve Japonya almışlar, fosfat bitince de ülke kaderine terkedilircesine &#8220;bağımsızlığını kazanmış&#8221;. İnsanlar da kurdukları bir-iki bankayla adayı çamaşır makinesine çevirmişler, gelen parasını, giden vergisini yıkamış. Şimdilerde ise ada yönetimi ülkenin geçimini Avustralya&#8217;ya kaçak olarak girmeye çalışanların tutulduğu bir açıkhava hapishanesi olmayı kabul ederek sağlıyormuş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/04/12/baskenti-olmamak-nasil-bir-his-acaba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şimdi Reklamlar&#8230;</title>
		<link>http://www.kurcalama.com/2007/04/05/simdi-reklamlar/</link>
		<comments>http://www.kurcalama.com/2007/04/05/simdi-reklamlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2007 10:31:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meb</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnterneti Kurcalayalım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kurcalama.com/2007/04/05/simdi-reklamlar/</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz dünyasında ne reklamsız bir şey yapmak ne de reklamlardan kaçmak mümkün. Her zaman her yerde karşımıza çıkıyorlar. Ama aklımızda kalan, bir şekilde hoşumuza giden reklam sayısı çok az. Kimi bir espriyle yaklaşıyor, kimi şaşırtıcı oluyor, kimi de ürünün bir özelliğini abartarak vurguluyor. Aşağıdaki Toyota reklamı bu son gruptan ve o durumda orada olmaktan hoşlanmayacağımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında ne reklamsız bir şey yapmak ne de reklamlardan kaçmak mümkün. Her zaman her yerde karşımıza çıkıyorlar. Ama aklımızda kalan, bir şekilde hoşumuza giden reklam sayısı çok az. Kimi bir espriyle yaklaşıyor, kimi şaşırtıcı oluyor, kimi de ürünün bir özelliğini abartarak vurguluyor.  Aşağıdaki Toyota reklamı bu son gruptan ve o durumda orada olmaktan hoşlanmayacağımız bir yerden&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kurcalama.com/2007/04/05/simdi-reklamlar/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a><br />
<a id="p489" onmousedown="selectLink(489);" href="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/04/TOYATA.mpe"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kurcalama.com/2007/04/05/simdi-reklamlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/04/TOYATA.mpe" length="1439748" type="video/mpeg" />
		</item>
	</channel>
</rss>

