Bulutlarda yolculuk: Millau Viyadüğü
Beton ve çeliğe sıradışı bir estetik katan ve devasa mimari projeleri bir şekilde çevreye uyumlu hale getiren İngiliz mimar Norman Foster’in kısa bir tanıtımını önceki yazıda yapmıştık. Şimdi de Fransa’nın İspanya sınırına yakın Millau vadisinde, tasarımını Michel Virlogeux, mimarlığını kendisinin yaptığı dünyanın en yüksek viyadüğüne bir göz atalım.

Yapımına 2001′de başlanıp 2004′de hizmete giren viyadüğün uzunluğu 2460 metre, yolun alttaki Tarn nehrinden yüksekliği ise 270 metre. İstanbul’daki İşbankası kulesinin 180m olduğunu, tartışmalı Dubai kulelerinin de 300m olacağını düşünürseniz, böylesi bir yükseklikten arabayla geçmenin nasıl bir şey olduğu gözünüzde daha iyi canlanır sanırım. Resimdeki gibi bulutların arasından arabayla süzülmek çok hoş gözüküyor ama köprünün yapımı sırasında sisli havalar inşaatı oldukça aksatmış.

Viyadüğün en yüksek noktası, 245m lik ayağın üstüne, yolu taşıyan çelik halatların olduğu 89m.lik kesimi de eklerseniz 344m.yi buluyor. Uzaktan bakıldığında yelkenli bir gemiyi andıran köprüyü 7 ayak taşıyor. Dıştakiler hariç ayakların arası 342m, otoyolun genişliği 32m ve köprü kalınlığı da 4m. 120 yıl ömür biçilen köprünün maliyeti 400 milyon avro ve yapımı üstlenen Eiffage şirketi yatırdığı parayı, ort. 6 avroluk geçiş ücretiyle 2080 yılına kadar geri alacak. Günlük 10.000-25.000 arası araç trafiğiyle ne kadar para kazanacaklarının hesabını size bırakıyorum.

Fotoğraf: Joël Berthonneau
Köprünün yapım detaylarını ve sonrasını 500′e yakın fotoğraftan takip etmek isteyenlere burayı tavsiye ediyorum.
Londra, Berlin ve Singapur ofislerinde 500 den fazla çalışanıyla, New York’un yeni ikiz kulelerinden yeni Wembley stadyumuna, Kazakistan’daki Barış ve Uzlaşı sarayından (bir Türk şirketiyle ortak proje), Hong Kong ve Londra havaalanlarına kadar yüzlerce önemli işe imza atan mimarlık şirketinin hangi işini tanıtacağıma karar veremedim. En önemli özellikleri yüksek teknolojili yapı elemanlarıyla, iç mekanları kolonlarla bölmeden ferah, aydınlık ve çevre dostu tasarımları.
Bunlardan birini tanıtarak yazıya başlayalım. Artık Londra’nın sembolleri arasında gösterilen ve gökdelenlere karşı olanların görünümünden dolayı “turşuluk hıyar” dedikleri (nedense bana da pırlantalarla işlenmiş nükleer başlıklı bir füzeyi çağrıştıran), 41 katlı ve 180 m yüksekliğindeki, “Swiss Re” sigorta şirketinin merkez binası aslında Londra’nın ilk çevre dostu gökdeleni. Ortaya doğru genişleyen aerodinamik yapısı ve camla kaplı cephesi sayesinde, klasik dikdörtgen gökdelenlerle karşılaştırıldığında büyük sıkıntı yaratan rüzgar koridorlarını engellemesi, doğal ışıktan ve havalandırmadan daha fazla yararlanması gibi faktörlerle binanın enerji tüketimi % 50′ye varan oranlarda azaltılmış.
Aslında binanın spiral şekli de salatalıktan çok, doğaya uyumlu gözükmesi için bir çam kozalağını andırmakta. İç mekan alanı brüt 76000, net 42000 m2 olan binanın 24000 m2 lik dış cephesinde 5500 adet cam panel kullanılmış. Cephedeki diyagonal geçiş, üçgenler oluşturarak birbirine kenetlenen çelik elemanlarla mümkün kılınmış böylece iç mekanlarda kolon kullanmadan ferahlık sağlanmış. Cephedeki spirallik içeride de devam ediyor ve tüm katlarda yer alan spiral atriumlar her katta 5 derece dönerek üst kata çıkıyor ve ışıkkuyusu adı verilen bölmelerle doğal havalandırmaya yardımcı oluyor.
Her 6 katta bir oluşturulan bahçeler hem hareket halindeki havayı temizlemeye yardımcı oluyor, insanlara huzurlu bir dinlenme ortamı sağlıyor hem de yangına karşı binayı güvenli bölgelere ayırmış oluyor. Ayrıca binanın dışındaki çift camlı cephe ile ofislerin camları arasında kalan boşluk, ısıtma ve soğutmayı gerektirmeyen bir tampon oluşturuyor ve ofislerde kullanılıp atılan havayla ve gökdelenlerde olmayan bir şekilde hava şartlarına göre açılabilen dış cephe camları ile mevsime göre havalandırılıyor. 







