Archive for the 'Merak Ettiklerim' Category

-Nerelisin hemşerim? -Göreceliyim.

Ülkelerin adları, ülkelere göre farklı biçimde söyleniyor. Maalesef bunun en yaygın örneklerinden biri, güzel Türkiye’miz ve İngilizce’de hindi anlamına da gelen “Turkey”. Neyse ki işin beteri var. Deniz seviyesinden aşağıda yaşayan Hollandalılar ülkelerine “Nederland” yani Alçak/Düşük Ülke diyorlar. Geçenlerde California’nın adının aslını öğrenince bu konuyu biraz da şehirler açısından kurcalamaya karar verdim :
Bölge genelde çok sıcak olduğu için zamanında şehre İspanyolca’da “caliente forne” yani “sıcak fırın” denmiş. Eh, oralarda pek çok şehir ismi zaten ya İspanyol asıllı veya kızılderililerin orijinallerinden kopya (Ohio, Alabama), ya onu kuranların gurbet hasretiyle verdikleri isimlerden (New York, New Amsterdam …) ya da Temel ve Dursun’un A.B.D. maceralarından arta kalan isimler değil midir? (Kara Lahana _Carolina_… Laz ve Gaz, Arkan Saz)
Peki ya bizdeki şehir isimleri; örneğin neden şehir merkezi itibariyle denize kıyısı, il sınırları itibariyle de denizle hiç bir alakası olmayan şirin ilimizin adı Denizli’dir? Çünkü Türkiye’de denize kıyısı olmadığı halde en fazla su kaynağına sahip olan il olduğu için hiçdeğilse isminde sıvıyı çağrıştıran birşeyler bulunsun denmiş (Susurluk da denebilirdi). Böylesi bir yaman çelişki, Metin Üstündağ’ın bundan en az 15 sene öncesinin hiç unutamadığım esprisini aklıma getiriyor : “Neden Bolu’da tek U var?”
Ülkemizde pek çok şehir ismi, eski Helen ya da Roma uygarlığından (Smyrna_İzmir, Attaleia_Antalya, İconium_Konya, Cesarea_Kayseri, Hadrianopol_Edirne), eski Türk beyliklerinden (Karaman, Ardahan), yerel kahramanlardan (Diyar-ı-Bekir), ya da evrensel çizgi kahramanlardan (Batman) kaynaklanmakta(!).
Şehirlerle ilgili bir diğer ilginç nokta, şehir adlarının da ülkesine göre değişik biçimlerde söyleniyor olmaları. Aslında en doğrusu Beijing’lilerin yaptığı şekliyle;
“Ya benim söylediğim gibi Beijing’i kabul edersiniz, ya da hiç bir resmi yazışmayı kabul etmeyeceğiz” deyip şehirlerinin adını batı dünyasının uydurması “Pekin” ‘den kurtarmaları gibi olmalı derim. Aynı şekilde İstanbul için hala Konstantinopolis’te ısrar edenleri vazgeçirmeye çalışmamız gerekir diyordum ki İzlanda’da İstanbul’a “Mikligardur” dendiğini öğrenince sadece “breh” diyebildim. isaret
Bir diğer örnek de, bir şehrin isminin başka bir ülkedeki insanlar tarafından kendi aralarında farklı biçimlerde kullanılması. Örneğin A.B.D.’nin başkenti, ülkemizde sadece Cumhuriyet gazetesinde (bence de bizim yazım kurallarımıza göre doğrusu olan) Vaşington olarak yazılmakta. Hadi biz bunu uluslararası boyutta ele aldık, peki bir şehrin kendi hemşehrileri arasında farklı şekillerde kullanılmasına ne diyeceğiz. En iyi örneklerden biri Cenova. Şehrin Almanca konuşanları, şehirlerarası bir otobüste yanına oturup “nerelisin hemşerim” diyen birine “Genf’liyim” derken Fransızca konuşanları “Genéve” demekte.
İşin içine biraz da hayalgücü katarak bir de şöyle bir senaryo yazalım: Diyelim ki İspanyolsunuz ve memleketten çıkıp Almanya’nın Aachen şehrine karayolundan gideceksiniz. İspanyolcada bu şehrin adı “Aquisgrán” dır. Sınırı geçtiniz, geldiniz Fransa’ya. Bu ülkede ise Aachen şehri, “Aix la chapelle” olarak geçiyor. Yolunuzu kaybeder de İspanyolca bilen ve bunu belli etmekten çekinmeyen bir Fransız bulabilirseniz şanslısınız. Belçika’ya geçip de “Aken” dedikten sonra artık işiniz epey kolaylaşmıştır. Göreceli yolculuklar dilerim.

Kıyamet Senaryoları

Nuh tufanı, Nuh’un gemisi ve gemideki canlı türleri nedense pek ilgimi çekmez, ama benim asıl merak ettiğim, denizler çekilince ortaya nasıl bir manzaranın çıkacağı ve artık yürüyerek geçilebilen denizler, göller olmuştur. Neyse sonunda bu merakımı küçük bir program sayesinde giderdim. Önce Avrupa ve çevresinin şu anki görüntüsüyle başlayalım.

Avrupa

Sonra denizler 100 metre çekilince nasıl bir görüntü ortaya çıkacak ona bakalım.

Denizler 100 m çekilince

Görüldüğü gibi İngiltere artık bir ada değil, İskandinav ülkeleri ve Rusya, topraklarını oldukça büyütüyor. Şimdi de biraz abartalım, denizler 250 metre çekilirse neler oluyor görelim.

Denizler 250 m çekilince

Artık Akdeniz’e Akgöl, Karadeniz’e Karagöl, Marmara denizine de gölet denmeye başlıyor. Avrafrika kıtasından bahsedenler oluyor. Vikingler İngiltere ile sınır kavgası yapmaya başlıyor.Şimdi de tersini düşünelim. Küresel ısınmayla buzulların eriyip denizlerin bir kaç metre yükselmesi zaten beklenen bir şey. Bakalım denizler 100 metre yükselince neler oluyor, hangi ülkelerin denizciliği gelişiyor.

Denizler 100 m yükselince

Bizi fazla etkilemiyor ama Rusya’nın ciddi bir toprak kaybı olduğu görülüyor. İskoçlar fırsatı değerlendirip bağımsızlıklarını ilan ediyorlar. Almanya’nın bir kısmı ve Benelux ülkeleri de tarih kitaplarında Atlantis’le beraber anılmaya başlanıyor. Acaba bu yüzden mi Türkiye’den ev alanların çoğu Alman, İngiliz ve Hollandalı… Son olarak da, olacak şey değil ama denizlerin 250 metre yükseldiğini varsayalım.

Denizler 250 m yükselince

Artık Avrupa ve Rusya diye bir yer kalmıyor, tabii İstanbul da… Ama ülkemiz kapı gibi yerinde duruyor ve biz de Avrupalılık çelişkisinden kurtulup Asyanın gelişmiş ülkelerinden sayılıyoruz, hatta futbol, basketbol gibi çoğu sporda Asya şampiyonu olmuşuz. ABD, Irak’ta boğulup gidiyor, Karadenizin suyu çok soğuyor ama balık bollaşıp ucuzlayınca, protein ihtiyacını gideren milletimizin kafası daha iyi çalışmaya başlıyor. Ortalık güllük gülistanlık oluyor.

Kredi Kartları

Artık günümüzün vazgeçilmezleri arasına giren kredi kartları nasıl ortaya çıktı hiç düşündünüz mü? Kredi Kartı İlk olarak 1920′lerin Amerika’sında otel zincirleri ve petrol şirketleri müşterilerine vermeye başlamış ve sadece kendi işyerlerindeki harcamalarda geçerliymiş. 2.Dünya savaşından sonra kullanım giderek artmaya başlamış ve günümüzdeki anlamında yani çeşitli işyerlerinde kullanılabilen ilk kredi kartı 1950′de Diners Club şirketi tarafından yaratılmış. Belli bir yıllık aidat karşılığında müşteriler, harcamalarından doğan borçlarını aylık ya da yıllık olarak ödüyorlarmış. 8 yıllık bir gecikmeyle piyasaya giren 2. şirket ise American Express olmuş.

Bugün kullandığımız anlamıyla bir banka tarafından verilen ilk kart Kalifornia’da eyalet çapında geçerli olan BankAmericard kartıyla 1959 yılında Bank of America’nınkiymiş. 1966 yılında diğer eyaletlerde de aynı hizmeti vermeye başlayan banka 1976′da isim değiştirerek Visa olmuş. Sonra bunu MasterCard takip etmiş ve diğer lokal ya da küçük bankalar da başka çatılar altında birleşerek ülke çapında hizmet vermeye başlamış. Amerika dışındaki ilk kredi kartı ise 1966 yılında İngiltere’deki Barclay bankasının kartı olmuş.visa-master.jpg

Peki kartın üstündeki 4×4= 16 numara neyin nesi oluyor. Numaralandırmada kullanılan X4.13-1983ANSI Standardına göre elbette herşeyin bir anlamı var. Soldan ilk rakam kart şirketini gösteriyor. Örneğin 3 rakamı American Express, Diners gibi daha çok seyahat, eğlence vb. sektörel kartlara verilirken 4 rakamı kartın Visa’ya, 5 ise MasterCard sistemine ait olduğunu gösteriyor. Sisteme göre değişiklik göstermekle beraber, 2.ile 6. ya da 3.ile 7. rakamlar arası banka numarasını, 15. ye kadar olan rakamlar ise müşteri numarasını gösteriyor. Son rakam ise kontrol rakamı. Bu kadarla iş bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Asıl bütün numara kartın arkasındaki manyetik bantta ama o da ayrı uzun bir yazının konusu…

Arabamın yan çizgisi

Bu makaleyi yazmak aklımdan geçmeye başlayalı beri sokaklarda gezerken arabalara bakmaktan başım döner oldu. Arabaların yanlarında neden illa çizgi şeklinde plastik ya da metalden bir ek parça, boya ya da ona benzer bir oluşum vardır? Bunun aerodinamikle mi bir ilgisi vardır? Neden illa böyle bir süse gerek duyuluyor?

vw phaeton

Birbirine şu ya da bu şekilde benzeyen son yılların balina (yunus) tipi arabalarından tutun da eski gözağrımız şahinler doğanlara kadar neredeyse yan kapılarında çizgi olmayan araba yok gibi. Budur efendim, çizgili mi, çizgisiz mi diye sağa sola bakmaktan kafam dönmeye başlayınca “kurcalayayım şunu da rahatlayayım” dememin sebebi.
Bu çizginin mucidi, araba modeli çizimini bir meslek haline getiren ve araba model çizimi yapanların Tanrısı gözüyle bakılan müteveffa bay Harley Earl imiş (1893-1963); kendisi işbu çizgiyi ilk olarak aşağıda görülen Cadillac La Salle 1927 model araçta uygulamış :

LaSalle 1927
Resimde çok net görülmese de üst kenardaki metalik çizgi, sadece bagaj bölmesinden yan kapının üstüne kadar gelmiyor, aynı zamanda kaportanın üst yanında da beyaz renkle devam ediyor. Alttaki çizgi de kapının altından arka tekerleğin çamurluğuna kadar gidiyor. Sebebi sorulduğunda: “Bu çizgi, arabanın daha uzun ve daha yere yakın görünmesini sağlamak konusunda bir çabaydı, daha sonraki modellerde cetvelle çizilmiş düz bir çizginin lakayıtlığı yerine, elle çizilmiş gibi duran ve arabayı daha bir bütün haline getiren, karakterli yapan şekilli çizgiler yaptık.” açıklamasında bulunmuş. Earl, yan çizgi konusundaki tutumunu sonraki yıllarda çizdiği modellerde ısrarla kullanmış ve iyice yerleşmesini sağlamış. Aşağıdaki 1953 Corvette’te ise çizgiler neredeyse şimşeği andırırcasına arkaya doğru inceltilerek iyice belirgin hale getirilmiş :

1953 Corvette

Arabanın fonksiyonelliğine hiç bir katkısı olmayan bu çizgiyi sadece görsel açıdan ele almak tabii ki işi yarım bırakmak olur. Olayın bir de insan psikolojisi yönüne bakacak olursak ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor. Beden dili uzmanlarına göre insanoğlu kenar, köşe, ve düz çizgi gibi lineer (çizgisel) şekillerden çok etkileniyor. Bunun arka planında ise homo sapiens öncesi atalarımızın ağaçlar(dikey) ve dallarla(yatay) olan etkileşimi bulunuyor. Neticede çizgisel bir şekil olan bir kolyenin bile onu takan insanı daha uzun boylu göstermesi gibi, arabadaki yatay çizgi de, gözümüzde o aracı daha uzun ve hızlı kılıyor. Bunun fiziksel açıklaması da, primer görsel korteksimizin bir katmanının yön bulma ile ilgili seçici nöronlara sahip olması ve bu nöronların sadece yatay-dikey çizgilere ya da onların arasındaki açılara karşılık veriyor olmaları.

Chevrolet 1957
Hele bir de işin içine kırmızı + coupe + güzel havalar girdi mi değmeyin nöronlarımın keyfine……

Dünya-Güneş-Diğerleri: Samanyolu sütle dolu

Berkant’ın meşhur Samanyolu şarkısı “Sen kalbimin mehtabısın güneşisin” der, gezegenleri hiç kurcalamadan ruhlar alemine dalar. Aslında ne şarkının samanyoluyla ne de samanyolunun samanla alakası vardır. Beyaz toz bulutunun süte benzemesi dışında ingilizcedeki “Milkyway”in de ne sütle ne de süt yoluyla ilgisi vardır. Bu yazının amacı da, milyarlarca galaksiden biri olan samanyolu galaksisinin içindeki 200 milyar yıldızdan biri olan güneş ve güneş sistemindeki dünyamızın da, değil samanlıktaki bir iğne, ancak bir toz zerresi büyüklüğünde olduğunu göstermek. Dolayısıyla bizlerin de evrendeki yerinin bu toz zerresini oluşturan en minik birim olduğunu düşünürsek, gelin biraz ufkumuz ve ötesi turuna çıkalım ve günlük dert, tasa vesaireyi fazla büyütmeyelim.

Dünya

Pluton yaramazlık yapıp gezegenler sınıfından atılınca en küçük gezegenimiz Merkür oldu artık. 60 milyon km.lik mesafesiyle güneşe en yakın gezegen olan Merkür’de zaman hiç akmıyor sanki, 1 Merkür günü 180 dünya gününe eşit. Dünyanın kızkardeşi gözüyle bakılan Venüs’ün güneşe uzaklığı 110 milyon km ve %95′i CO2‘den oluşan yoğun atmosferinin güneş enerjisini tutması yüzünden 465°C lere varan yüzey ısısıyla pek bir ateşli…Dünyanın güneşe uzaklığı ise 150 milyon km., diğer bir deyişle 8 ışık dakikası ve güneşin çapı dünyanınkinin yaklaşık 110 katı büyüklüğünde. Ayrıca Google’ın geyik sorusundaki gibi dünyaya en yakın yıldız olan güneşin merkezdeki ısısı 15 milyon °C dır. Mars’ın ilginç yönü ise 24,5 saatlik 1 günüyle dünyaya en yakın gün süresine sahip olması.
Jüpiter

Güneş sistemindeki en büyük gezegen olan Jüpiter pek bir heybetli. Dünyanın çapı 12.750 km. iken Jüpiterinki 143.000 km. Satürn ise kelimenin tam anlamıyla bir başka “alem”. En havalı gezegenimiz olan Satürnü imkanımız olsa da okyanusa bıraksak, sudan hafif yoğunluğuyla batmadan yüzebilirmiş.

Güneş

Üstteki resime bakıp güneş ne kadar da büyükmüş diyorsanız daha bir şey görmemişsiniz demektir.
Arcturus

Alttaki resimlere baktığınızda aslında güneşin ne kadar trışkadan bir yıldız olduğunu farkedeceksiniz.

Antares

Gökyüzünün en parlak 15. yıldızı olan Antares gerçek bir dev yıldızdır. Güneşle dünyanın merkezleri arasındaki mesafeye (yaklaşık 150 milyon km) 1 AU (astronomik birim) denmektedir. Antares’in çapı 3.8 AU dur. Dünyadan yaklaşık 600 ışık yılı (1 ışık yılı= 63.241 AU) uzaklıktaki bu yıldızın güneşten 60.000 kat daha parlak olduğu tahmin ediliyor. Ayrıntılar için Vikipedi‘ye bakabilirsiniz. Ne var ki ilk 5 in yanında Antares’in esamesi bile okunmuyor.
Pistol

Gerçek bir “star ışığı” olan bilinen en büyük yıldız VV Cephei’nin büyüklüğünü algılamakta zorluk çekeriz. Hemen şurada güneşle karşılaştırılması var.
VV Cephei
VV Cepheinin kapasitesi güneşin tam 20 milyar katı. Büyüklüğü de güneşin 1900 katı, dünyanın 290.000 katı. Ama o da samanyolu içindeki 200 milyar yıldızın içinde görünmüyor bile. Aşağıdaki resim ölçeğinde VV Cephei yıldızı, ancak 1 pikselin 1/ 1.7 milyonundan küçüktür… Yazının başındaki samanyolu konusuna dönüp samanlıktaki toz zerresi olan dünyamıza şimdi bir de alttaki resimden bakalım, bu da sözün bittiği yer olsun…
Samanyolu Galaksisi

Bu kadar yazdık çizdik, şimdi de gezegen ve yıldızların çaplarının karşılaştırıldığı bir videoyla konunun özetini çıkaralım.

http://video.google.com/videoplay?docid=-3974466981713172831

Dünyanın en uzun treni

Güzelim yurdumuzda tren mi otoyol mu tartışmaları yapıladursun, karayoluyla yapılan nakliyede hergün binlerce kamyon, TIR vb nakliye aracı karınca gibi, göreceli olarak azıcık yüklerini oradan oraya taşır durur. Bunların kazalara karışma  Read the rest of this entry »