Archive for the 'Keşifleri Kurcalayalım' Category

Uzayda yaşamın bilinmeyenleri

Herhalde istisnasız herkes uzaya çıkıp şöyle dünyaya bir uzaktan bakmak ister, bir sürü çocuk da büyüyünce astronot olmak ister. Meğer astronotlar neler çekiyormuş da haberimiz yokmuş. İşte bazı ilginç bilgiler:

* Yerçekimi olmayınca tüm vücut sıvıları yukarıya doğru çıkar, surat pofuduk bir hal alır, kemikler kalsiyum kaybeder bu da böbrek taşı oluşumuna neden olur.

* Bağırsaklar çok yavaş çalışır, kabızlık kaçınılmazdır, kalp büzüşür ama en ilginci omurgada azalan basınç sayesinde astronotların boyu 5 cm kadar uzar.

*Dünyada horlayan astronotlar uzayda ses çıkarmadan uyur ama derin uyku bir hayaldir, güneş günde 16 kere doğarsa gelin de Read the rest of this entry »

Düzenli olmayanın UWB’si var

Değerli arkadaşım meb’in bir önceki maddesine istinaden, popular science dergisinin bu ayki sayısında çıkan ve yakın gelecekte her türlü kabloyu masa altına süpürme ve onlarla ilgili websitesi kurma zahmetlerini sadece hoş bir seda olarak anılarımızın tozlu nostalji sayfalarına gömmemize sebep olacak UWB (Ultra Wide Band) teknolojisinden bahsetmek istiyorum. İsmi kendinden menkul olduğu için bunu bir reklam olarak görmemenizi rica ettiğim Toshiba’nın Protégé R400 modelinde uygulanmaya başlanan UWB teknolojisi ile bilgisayar, ikinci bir monitör de dahil olmak üzere her türlü donanımla ve gereçle, geniş bir dizindeki düşük güçlü radyo sinyalleri vasıtasıyla bağlantı kurmakta, ve bunu 10 metreye kadar mesafede Wi-Fi’den 10 kere daha hızlı yapabilmekte.
Epey bir süredir çip üreticileri tarafından bu tür donanımı standartlaştırmak üzere yapılan görüşmeler nihayet olumlu sonuçlanınca, UWB teknolojisi bu sene raflarda görülmeye başlanacakmış. UWB ile bilgisayarımız hoparlörlerine, kameramız bilgisayarımıza, hoparlörler müzik setine zahmetsiz ve kablosuz olarak bağlanacak.
UWB’nin Wi-Fi’nin yerini almasından ziyade ikisinin birbirini tamamlamasının planlandığı bu yöntemle, bilgisayarın etrafındaki donanımla bağlantısını UWB ile; ofisin, evin veya binanın tamamı ile bağlantısını da Wi-Fi ile yapması öngörülüyor. UWB ile bağlantı kurmak üzere halihazırda üretilmiş olan birkaç cihaza bakacak olursak :

V610

Kameralar: UWB ile ilgili herhangi bir özel planı henüz yürürlüğe koymadığını açıklayan Kodak’a karşın, UWB çipleri üreten Alareon’un, V610 adını verdiği demo modeliyle 6mb’lik bir resmi PC’ye aktarmak tamı tamına 1 saniye sürüyor.

Telefon ve PDA’lar : UWB ile telefon ve PC bağlantısı da

PDA

otomatik hale gelecek; yine Alareon, PDA’ya UWB özelliği katan bir adaptörün prototipini üretmiş durumda, Stonestreet ise senkronizasyon için bir yazılım çıkarmış bile.Hoparlörler: Halihazırdaki kablosuz hoparlör sistemleri,

speaker

iletişim için kendi şirketlerine ait ürünlerin protokollerini kullanmakta, ancak Radiient’in ürettiği bu hoparlörleri, gelecekte UWB ile donatılmış televizyonumuza veya müzik setimizden ses almak için herhangi bir kurulum gerektirmeden örneğin evin içinde istediğimiz yere koyup, aynı ses kalitesinin keyfine varabileceğiz.Acaba biri bu şirketlerden birisini arayıp, “peki elektrik kablosu ne olacak” diye sorarsa nereye takmamızı tavsiye ederler, işte onu merak bile etmiyorum.

Beşame Mucho

En olmadık yemekleri bile yenilebilir kılan, sebze sevmeyene sevdiren, fırın makarnayı tepsisiyle bitirme hezeyanlarına kapılmamıza sebep olabilecek beşamel denen, insanlığın dünyaya en güzel katkılarından biri olan sos vardır. Tarifi için yemek kitaplarını ya da interneti  Read the rest of this entry »

Tetrafluoretilen

1938 yılında DuPont kimyageri Roy Plunkett, laboratuvardaki bozuk bir tetrafluoretilen kutusunu açtı ve beyaz bir toz gördü. İncelemeleri sonucu, keşfettiği maddenin sürtünme katsayısının bütün katı cisimlerden küçük olduğunu gördü ve bu maddeye, TEtraFLuorOetyhleNe’deki harfleri kısaltarak (doğru mu bilmiyorum, ben uydurdum) Teflon ismini verdi. (yani dizilime uyup Teflet de diyebilirmiş ama fransızcada sondaki t okunmayacağı için, okunmayan harfi ben neden yazayım ki diye düşünüp teflon demiştir diye düşünüyorum)
Belki de kutuyu kaldırıp çöpe atmalıydı. Bugün Amerikalıların % 95′inin mutfaklarında olan Teflonun bileşenlerinden biri olan PFOA (perfluoroktanoik asit), 2005 yılında ABD Çevre Koruma Ajansı tarafından kanserojen olma olasılığı yüksek maddeler sınıfına sokuldu.

Teflon Tava

DuPont firması PFOA’nın sadece teflon üretimi aşamasında kullanıldığını ama yemeklere karışmadığını iddia ediyor. Şunu da karıştırmamak lazım, Teflon Dupont’un ticari markası, dünyadaki ikinci üretici Allied Chemicals ise aynı ürünü “Halon” ismiyle satmaktadır. Zaten teflon sadece mutfaklarda değil, cep telefonlarından ameliyat gereçlerine, sanayinin birçok dalında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Ameliyat önlükleri

Ameliyat önlükleri çoğunlukla yeşil ya da mavi-yeşildir. Bu renklerin seçilmesinin sebebi optik ilüzyon etkisini azaltmaktır. Belli bir renge uzun süre bakıp da sonradan başka bir fon rengine baktığınızda, fonun üzerinde ya o rengi ya da başka bir rengi görürüz. Aşağıdaki şemada mavi renkli +’nın ortasındaki küçük +’ya 20-30 saniye boyunca bakınız, sonra beyaz karenin ortasındaki +’ya baktığınızda gördüğünüz, bu etkidir.

afterimage

Deneylerle optik illüzyon etkisinin, başdönmesi ya da mide bulantısına sebep olduğu kanıtlanmıştır.

Uzun bir süre kırmızı bir nesneye bakıp, gözümüzü başka bir fona çevirdiğimizde gördüğümüz renk yeşil olmaktadır ve yine deneyler kanıtlamıştır ki, kırmızıdan sonra fon renginin yeşil olmaması, en fazla mide bulandıran kombinasyondur. (O yüzden bu yazıyı okurken klavyenizin ya da monitörünüzün başına istenmedik bir kaza gelmesin diye yukarıya farklı renklerden bir örnek koyduk.)

Sonuç olarak, bir ameliyat sırasında duruma göre uzun süre ameliyat yerindeki kan rengine bakmak zorunda kalan operatör doktor başını neşter almak, ya da bir an dinlenmek için bile kaldırıp etrafına bakındığında yeşil yahut mavi-yeşilden farklı bir renk görüp, ameliyatın gidişatını etkileyebilecek bir baş dönmesine maruz kalmasın diye bu renk seçilmiştir.

operation

Müthiş bir film

Aşağıda gördüğünüz resim çeşitli ödüller alan bu müthiş filmden bir alıntı. Film, uzayın derinliklerindeki Golgi cisimciğinin dünyaya çarpmasını anlatan bir fantastik bilim-kurgu filmi değil tabii ki ama aslında bilimin ta kendisi. İsterseniz önce filmin 3 dakikalık, müzikli kısa veriyonunu seyredin. Bu filmin sizi kesmemesi lazım, o zaman aşağıyı okumaya devam edersiniz.
YouTube Preview Image
Harvard Üniversitesi Biyoloji Bölümünün, XVIVO animasyon firmasıyla birlikte yaptıkları 8 dakikalık bu gerçekten fantastik film, kan damarında bir lökositle başlıyor ve lökositin enfekte olmuş bir hücreye girişiyle bitiyor. Buradan seyredebileceğiniz bu asıl film açıklamalı ve daha ayrıntılı. Bunu da seyrettiyseniz gelelim, bir Türk olarak işin bizi iki kere gururlandıran tarafına…
motor protein
1 – Eğer filmi seyrettiyseniz, mikrotübül üzerinde vesikülü taşırken gördüğünüz motor proteinlerin, havaya kaldırdığı ellerinin üzerindeki devasa kargoyu nasıl zorlukla küçük adımlar atarak taşıdığını görmüşsünüzdür. Aslında çok hızlı, hızlı da laf mı, saniyede yüz adım atarak taşıyorlarmış. İşte bu taşıma işinin sürünerek değil de, adımlar atılarak yapıldığını 2003 yılında geliştirdiği FIONA tekniğiyle ispatlayan kişi Ahmet Yıldız. Bu buluşuyla 2003′de seçkin öğrenci ödülünü, 2006′da da genç bilimadamı ödülünü almış. Wikipedia‘da İngilizce ve burada da Türkçe olarak ayrıntıları okuyabilirsiniz.

lökosit

Lökositin yani akyuvarın enfeksiyonlu hücreye girişi

2 – İş burada kalmıyor, gelelim ikinci gururumuza: Dünyanın saygın bilim dergilerinden The Scientist’de makaleleri yer alan Cömert Kural da, A.Yıldız’ın tekniğini kullanarak eski teoriyi çürüten önemli keşiflerde bulunmuş. Konuyla ilgili Türkçe haberi buradan, İngilizce özeti de buradan ve buradan okuyabilirsiniz.